Kızkapanlı Broşür

KIZKAPANLILAR KÜLTÜR ve DAYANIŞMA DERNEĞİ

Gaziantep’te ikamet eden Kahramanmaraş Kızkapanlı yöresine ait vatandaşların bir araya gelip; yardımlaşma, dayanışma, yöreye ait kültürünü tanıtma ve kaynaşmalarını sağlamak, yeni nesillerin birbirini tanıması açısından sosyal aktivitelerde bulunmak, maddi yönden ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak ve bu konularda çalışmalarda bulunmak amacıyla, Geçici Başkan Mehmet HASKAYA başkanlığındaki Geçici Yönetim Kurulu tarafından 28.06.2004 tarihinde kuruluşu tamamlanan “Kızkapanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği” yöremiz vatandaşlarının her türlü sorun ve problemlerini gidermek, bu konularda çalışma yapmak, üyeleri arasında maddi yönden muhtaç duruma düşen kişilere maddi yardımda bulunmak ve tedavi ve ilaç masraflarını karşılamak, yeni nesil gençlerin tanışma ve kaynaşmalarını sağlamak amacıyla her türlü toplantı, konferans, gezi, festival ve eğitici kurslar düzenlemek gibi konularda faaliyet göstermektedir. Dernek binası Zeytinli Mahallesi 53 Nolu Cadde No:17 adresinde bulunmakta olup, dernek lokalimiz ise Kayaönü Mahallesi Kızıklar Sokak No:24 adresinde bulunmaktadır. Derneğimizin başkanlığını 29.01.2012 tarihinden bu yana Şahin YAVUZATMACA yürütmektedir.

Gaziantep ilinde yaklaşık 18.000 Kızkapanlı olduğu tahmin edilmekle birlikte bunlardan yaklaşık 5.000 Kızkapanlı’nın seçmen niteliklerini haiz olduğu bilinmektedir. Gaziantep ilindeki Kızkapanlılar ağırlıklı olarak Şehitkâmil İlçesinde ikamet etmektedirler.

KIZKAPANLI KÖYÜ HAKKINDA BAZI BİLGİLER

Kültür

ATMALI aşiretine bağlı sünni-kürt köyü kültürü gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır. Kızkapanlı Atmalı aşiretinin bir oymağıdır. Kürtçenin kurmancî lehçesi konuşulmaktadır.

Atmalı Aşiretinden Çopur Haydo adında birisi gelerek bugünkü Çopurlar Obasına yerleşmiştir. Yaklaşık 1800’lü yıllarda kurulduğu tahmin edilen köyün, eskiden geçim kaynağı hayvancılık olduğu için yazları yaylaya gidilir, kışları ise tekrar köye dönülürdü. Bu yaylalardan en önemlileri, Adıyaman ili sınırları içinde olan Sırıklı yaylası ile Elbistan ile Gölbaşı arasındaki Nurhak ve Tahtalı Yaylalarıdır. Bütün yaz boyunca kendilerine ait bu yaylalarda hayvanlarını otlatırlardı. Yayla zamanı bitince kışlık yurtlarına (Kızkapanlı) dönerlerdi. Yayladaki yerleşim, kışlık yurttaki gibi her obanın kendine ait yerleri olurdu.

Kızkapanlı’nın; Haydolar, Çopurlar, Gözlügöl, Arapmolla, Gözolar, Hacı Haydo, Ökkeşli, Körtesür, Tozolar, Hasaraş, Zorba ve  Kötüköy Obaları olmak üzere 12 adet obası bulunmaktadır. Bu obalar; Kızkapanlı köylülerinin temel geçim kaynağının hayvancılık olmasından dolayı nerede hayvanını otlatıyorsa (köy sınırları içinde) orada yerleşmesinden dolayı meydana gelmiştir.

Günümüzde bu gelenekler terk edilerek tamamen yerleşik bir hayata geçilmiştir.

Kızkapanlı peyniri ve Kızkapanlı yoğurdu en meşhur yiyecekleridir.

Coğrafya
Güneyinde Kelleş, güneybatısında Kuzkent, batısında Salmanlı, doğusunda Ufacıklı, kuzeyinde Memişkahya köyleri vardır.
Coğrafi yapı itibariyle köy, taşlık ve engebeli bir arazi üzerine kuruludur. Arazinin bu yapısı nedeniyle ancak taşlar ayıklanarak ekim alanı oluşturulur. Sulu tarım söz konusu değildir. Bölgede buğday, arpa, mercimek gibi ürünler yetiştirilir. Tarımın yanında hayvancılık da geçim kaynakları arasındadır. Daha çok küçükbaş hayvancılık yapılır. .
Ekonomi
Arazinin taşlık ve engebeli yapısı nedeniyle ancak parçalı olan bu taşlar ayıklanarak ekim alanları oluşturulduktan sonra hayvancılığa olan rağbet azalmaya başlamış ve yerlesik hayat düzenine geçilmiştir. Sulu tarım olmadığından köy nüfuslarında göçten dolayı sürekli azalma kaydetmiştir. En çok göç alan yerler; yurt içinde başta Gaziantep olmak üzere bir miktar da K.Maraş ve yurt dışında ise başta Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa olmak üzere yurt dışındaki bir çok ülke sıralanabilir. Tarımın yanında hayvancılıkla süt,yoğurt,peynir ve et besiciliği geçim kaynakları arasındadır. Daha önce tamamen küçükbaş hayvancılık yapılırken son zamanlarda büyükbaş et sığırı yetiştiriciliği rağbet görmektedir
Tarihi

“Kethüda Obası” adıyla da anılan Kızkapanlı Oymağı Atmalı Aşiretinin 12 Oymağından birisi olan Kızkapanlılar, daha önceleri ZETTIKON ismiyle anılmış olup, İran Horasanı Civarında yaşarken ZEYTİNCİLİKLE uğraştıkları tahmin edilmektedir. Bu nedenle ZEYTİN kökünden gelen ZETTIK adını aldıkları tahmin edilmekle birlikte, daha sonraları bu oymaktan bir gencin, bir kız kaçırması ile KIZKAPANLI  adı ile anılmaya başlandığı düşünülmektedir

Kızkapanlı oldukça büyük bir oymaktır. Türkiye’nin birçok yerinde bulunmaktadırlar. Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı olan Kızkapanlı köyümüzden hariç, Ağrı ilinin Patnos ilçesine, Edirne ilinin Keşan ilçesine, Sivas ili merkezine bağlı olan “Kızkapan” isimli üç adet daha köy mevcuttur. XVI. asırda, Adana ile Karaman arasında yaşayan büyük Varsak Uruğu’na bağlı oymaklar içinde Kızkapanlılar da vardır ve kayıtlarda “Cemaat-i Kızkapan tabi-i Varsak diye geçer.

Kızkapanlılar, Atmalı Aşireti ile beraber Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmişlerdir. Ketü ve Sadaka Oymakları ile birlikte Pazarcık yöresine yerleşmişler. Kızkapanlı Oymağı uzun süre Atmalı Aşiretine Boy Beyliği yapmıştır. Kızkapanlılar’dan en son; Kosayi Atmen, yani Atmalı Köse adındaki şahıs Atmalı Aşiretine bir  süre Boy Beyliği yapmıştır. Tahminen bundan 220 yıl önce Kızkapan Oymağının Reisi Haydıki Şave imiş. Bu şahıs, HAYDOLAR Obasına mensuptur. Kızkapanlı’nın; Haydolar, Çopurlar, Gözlügöl, Arapmolla, Gözolar, Hacı Haydo, Ökkeşli, Körtesür, Tozolar, Hasaraş, Zorba ve  Kötüköy Obaları olmak üzere 12 adet obası bulunmaktadır. Bu obalar; Kızkapanlı köylülerinin temel geçim kaynağının hayvancılık olmasından dolayı nerede hayvanını otlatıyorsa (köy sınırları içinde) orada yerleşmesinden dolayı meydana gelmiştir.

Kızkapanlının tarihini daha iyi anlayabilmek bakımından bu noktada Atmalı Aşireti hakkında da bazı bilgiler vermek yerinde olacaktır.

Atmalı Aşireti Hakkında Bilgiler

Atmalı İsminin Kökeni

“Atma”; “atmak” fiilinden gelen ve “atma eylemi” anlamını taşıyan bir kelimedir. Diğer anlamlarına gelince, yün eğirmek için kullanılan çubuğa bazı yörelerimizde “çildirgi” ve bazı yerlerde ise “atma çubuğu” denir. Ayrıca yapıların üzerini örtmekte kullanılan kalın ağaçlara da ‘atma’ denilmektedir

Atmalı aşiretinin adı ile ilgili olarak anlatılanlar genelde birbiriyle çelişen bilgiler durumundadır. Konuyla ilgili farklı görüş ve/veya rivayetler mevcuttur.
“… Bu rivayete göre, XV. yy.da Van/Erciş yöresinde iskan eden Rişvan Uruğunun iki mensubu, gece başka bir oymağın çadırları etrafında dolaşırlarken, hırsızlık suçundan tutuklanmışlar. Sonunda kayadan Atmaya karar verilmiş. Zamanın Boy Beyinin emri ile suçlanan iki Rişvan Genci kayadan atılmışlar. Gençlerden biri ölmüş, diğeri ayakları üzerine düşerek kaçmış gitmiş. Bu genç, Askerler tarafından tekrar yakalanmış ve Boy Beyinin huzuruna getirilmiş. Bu genci yeniden ‘Kayadan atmalı mı?’ diye sorulduğunda Bey, bu adamın cezasını çektiğini ve ölmediğini, ikinci kez tekrar atılmasına gerek olmadığını ve mukadderatı değiştiremeyeceklerini söylemiş. Derhal onu serbest bırakın gitsin demiş. Böylece halk, serbest bırakılan Rişvan gencine Atmalı adını vermiş.

Atmalı isminin kökeniyle ilgili bir başka görüşe göre ise; atmalıların atçılıkla uğraştıkları için Atmalı adını aldıkları söylenir. AT+MALI adını analiz edersek; AT Türkçe bir kelimedir. MAL ise Kürtçe EV manasına gelir. ATMALI; At Evi, Atlara Malik olanlar, sahip olanlar gibi de yorumlamak mümkündür. Görüldüğü gibi bu görüş de son derece zorlama bir faraziye yahut varsayım ve tahmin olmaktan öteye gitmemektedir. Atçılık diye bir meslek yoktur, “at evi” diye bir tabir de olmaz. Birçoklarının “Atmalı aşireti” yerine “Atma aşireti” ifadesini kullanması, bu iddiayı tamamen çürütmektedir.

Diğer bir görüşe göre ise; “Prof. Mehmet Eröz, Macar Türkolog Rasony ve Hüseyin Namık Orkun, Türklerde totem olarak bilinen hayvan isimlerinin, oymak isimleri olarak alındığını ifade etmektedirler. Atmalı adının, totem olarak alınan atmaca kuşundan alınmış olabileceğini ileri sürmektedirler.” Bu görüş de, bir tahmin, daha doğrusu yakıştırma olmaktan öteye gitmemektedir. Ayrıca, bu varsayımın doğru olması, Türklerin veya Kürtlerin Müslümanlığı kabulünden önce aşiretin mevcut olması şartına bağlıdır. Böyle olsaydı, Atmalı aşiretiyle ilgili bilgilere tarihî kaynaklarda rastlamak gerekirdi. Oysa, Osmanlı arşiv belgeleri dışında bir tarihî kayda rastlanmamaktadır. Bunlar da XVI. yüzyıldan öncesine uzanmamaktadır.

Bir diğer görüş, şu şekilde dile getirilmektedir: “ATMİ Arapça’da Türkçe karşılığı isim olarak karanlık, akşam, koyu renk, gölge, belirsizlik anlamındadır. Sıfat olarak kullanıldığında ise karanlık, ışıksız, kara, esmer, koyu, loş, esrarlı, gizli, asık suratlı, kasvetli, üzüntülü, bulanık, korkutucu anlamlarını içermektedir. Malatya ve çevresi Arap egemenliği altında kaldığı dönemlerde bu bölgede yasayan toplulukları aynı şekilde kendi dillerinde kara-esmer olarak sıfatlandırmışlardır. Bu görüşü dile getirenler, Suriye ve Filistin’i ziyaret edecekler için hazırlanmış olan 1901 tarihli bir Suriye lehçesi günlük konuşmalar kılavuzunda yer alan sözlüğü kaynak olarak göstermektedir. Orada, atmi kelimesinin karşılığı olarak İngilizce dark ve darkness kelimeleri gösterilmektedir. Ancak, bu isim benzerliği, ikisi arasında bir bağlantı bulunduğunu söylemek için yeterli bir neden değildir. Tarihî veriler, bu varsayımı doğrular bir nitelik taşımamaktadır. Malatya ve çevresindeki Arap-İslâm egemenliği 659 yılına uzanır. Ancak 877 yılında bölge tekrar Bizans’ın eline geçmiştir. 1071’den sonra da Türklerin hâkimiyeti altına girmiştir. Atmi (Atma, Atmalı) adının Arapçayla bir ilgisinin bulunması demek, Atmalıların (daha erken değilse bile) 877 yılında önemli bir topluluk olarak mevcut olmaları demektir. Bu durumda dönemle ilgili kaynakların onlardan bahsetmesi gerekirdi. Oysa böyle birşey yoktur. Tam aksine, Atmalılardan (Atmi değil) bahsedildiğini görmek için yedi asır sonrasına bakmak gerekiyor. O zaman bile, köylerde yaşayan küçük ve önemsiz topluluklar oldukları görülüyor. Yaşadıkları yerde dikkate alınan bir topluluk haline gelmeleri ise ancak 1700’lü yıllarda mümkün olmuştur.

Bir diğer görüşte ise; “15.11.2009 tarihinde yayınlanan bir televizyon programına katılan ve Bizans Tarihi üzerine araştırma yapan Doç. Dr. Levent KAYAPINAR’ın  “Bizans kayıtlarına göre Osman veya Osmanlı ismine rastlamıyoruz. Osman Bey’e “Atman” diyorlar. Osmanlı’ya “Atmanik” diyorlar. Osmanlı da bu “Atma” adına Arapça aidiyet eki olan (i) harfini ekleyerek kendine “Atmi” diyor. Aslında Ertuğrul, Orhan, Gündüzalp, Aydoğdu gibi öz Türkçe isimlerin arasında bir Arap adı olan “Osman” isminin bulunmasına tarihçiler bir mana verememekte ve “Atman” adına daha sıcak bakmaktadırlar.. Zaten yerel adı “Osman” değil, “Otman”dır.’ ” şeklindeki açıklamasına istinaden Atmalı isminin Osmanlı Devleti’nin İsim babası olduğu görüşüdür. Burada şunu belirtmek gerekir ki  Bizanslılar’ın Osman Bey’e Atman demeleri, Osman Gazi’nin isminin Atman olduğunu göstermez. Çünkü Osmanlı kaynakları bu konuda kesin bilgi vermektedir. “Aslında Ertuğrul, Orhan, Gündüzalp, Aydoğdu gibi öz Türkçe isimlerin arasında bir Arap adı olan ‘Osman’ isminin bulunmasına tarihçiler bir mana verememekte” şeklindeki ifade de abartılıdır. Aslında Çağrı Bey’in adı Davud, Alpaslan’ınki Muhammed’dir. Orhan Bey’in oğlunun adı da Süleyman Şah’tır. Orhan Bey’in torunu Murad’ın adı da Arapça’dır. (Yıldırım) Bayezid de “Ebu Yezid” demektir ve Bâyezid (Ebu Yezid) Bestamî’den dolayı yaygınlaşmış bir isimdir. Atmalı ile Arapça aidiyet eki ile oluşturulan “Atmî” arasında da bir ilişki kurulamaz. Atmî, “Benim Atm’ım” demek olur. (Mesela ‘Ya Rabbî’ demek ‘Ey Rabbim’ demektir. Uzatma eki atılarak ‘Ya Rabbi’ de denilebilmektedir.) Osmanlılar gerçekten kendilerini “Atmi” olarak adlandırmış olsalar bile, bu, Osmanlılar’la Atmalılar arasında ilişki kurulmasına yetmez. Bunun için ayrıca belge sunulması gerekir. Halbuki, yukarıda da belirtildiği gibi, 1560 yılı öncesindeki Osmanlı arşiv belgelerinde (ve başka yazılı kaynaklarda) Atmalı diye bir aşiretten söz edilmiyor ve böyle bir isim geçmiyor.

1919 yılında bölgeyi ziyaret etmiş ve Pazarcıklı Atmalılar’ın reisi Paşa Yakup ile görüşmüş olan İngiliz binbaşısı Noel, Kürtçe Atmi olan aşiret adının, Osmanlı Devleti’nin Türkleştirme politikası sonucu Atmalı şeklinde Türkçeleştirilmiş olduğunu ileri sürmektedir. Her ne kadar o dönemde iktidarı ele geçirmiş bulunan İttihat ve Terakki örgütü Türkçülük yapmışsa da, bu, Prof. Dr. İlber Ortaylı’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu” adlı doktora tezinde belirttiği gibi, Almanlar tarafından teşvik edilen ve daha çok dış politika bakımından önem taşıyan bir uygulama durumundaydı. Türkleştirme ve Türkçeleştirmenin resmî politika haline gelmesi, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Tek Parti döneminde yaşanmıştır. İttihat ve Terakki öncesi Osmanlı politikalarının ise Türkçeleştirme ve Türkleştirme ile uzaktan-yakından bir ilgisi yoktur. Hatta II. Abdülhamit’in, kurduğu Hamidiye Alayları ile doğudaki bazı Türk aşiretleri Kürtleştirdiğini ileri sürenler bile vardır. Ondan önceki tarihlerde de herhangi bir Türkleştirme faaliyeti yaşanmış değildir. Aslında Kürt aşiretleri II. Mahmut dönemine kadar büyük ölçüde özerk bir konumdaydılar. II. Mahmut’un merkezî idareyi güçlendirme çabaları aşiretler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. 1560 yılında Osmanlı’nın bir köy bile değil, bir mezrada yaşayan Atmi adlı iki-üç kişilik bir topluluğu Türkleştirmek için adlarını Atmalı diye yazacağını düşünmek mantıksızlık olur. Kesin olan husus, Noel’in bir İngiliz casusu ve ajan-provakatör olduğu ve o sıralarda Kürtler’i kışkırtmaya çalıştığıdır. Noel’in Atmi ve Atmalı adları ile ilgili olarak söylediklerinin herhangi bir değeri yoktur.

Sonuç olarak şu söylenebilir: Mevcut bilgilerimiz çerçevesinde Atmalı (Atmalu) adının kökenini tespit etmek mümkün görünmemektedir. Fakat Türkçe bir adlandırma olduğu kesindir. Tarihçiler, aşiret adlarının genellikle ortak bir atadan kaynaklandığını belirtmektedirler. Osmanlı arşivlerinde Atmalı aşireti ile ilgili ilk kayıtlarda Atmalı ile Atmanlı isimlerinin birlikte kullanılması, Atmalı aşiretinin kökeninin Atman isimli bir ataya dayandığını düşündürüyor (ancak bu Atman’ın, Bizans kayıtlarındaki Atman’la bir ilgisinin bulunduğu söylenemez). Muhtemelen Atmanlı ismi zamanla Atmalı’ya dönüşmüş bulunmaktadır. Atmalı aşireti ile ilgili ilk belgelerdeki nüfus miktarına bakılınca, şayet Atman isimli bir ortak ataları varsa, onun 1400’lü yıllarda yaşamış olduğu tahmin edilebilir.

Atmalı Aşireti Tarihi

Atmalı aşiretinin nereden geldiği konusunda farklı görüşler mevcuttur.

Birinci görüşe göre; Atma Aşireti (Rumi 1050) 1634 yıllarında bilinmeyen bir nedenle Irak’ın Gülhur boyundan ayrılarak Anadolu`ya gelmiştir. Iraktan gelen ve göçebe hayatı yaşayan, hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Atma Aşireti önce Antep, Maraş yöresine yerleşmiş, sonra bunların bir kolu Malatya yöresine göç etmiştir. Halen Antep ve Maraş illerinde Atma Aşireti’nin kolları yaşamlarını sürdürmekteler.

İkinci görüşe göre; Atmalı Aşireti’nin Anayurdu Orta Asya’dır. Moskova’nın üst taraflarında “Başkurtlar” adında bir Türk Cumhuriyeti vardır. Başkurdistan olarak da okunmaktadır. Atmalıların buralardan geldikleri rivayet edilmektedir. Çünkü, Başkurtlar (Başkürtler) cekete kurtak, Atmalılar da kurtık demektedirler. Bu rivayete göre; kuraklık olunca Türkmen Oymaklarla birlikte İran Horasan’ına gelen Atmalılar, İran’a geldiklerinde “Beg-Dili” olarak anılıyorlardı. Bu isim daha sonra “Badıllı” adında bir “Oğuz Kürt Boyu”(Şerefname’de, Kürt Oğuznameleri vardır) olarak, Urfa’da yaşamaya devam edecektir. Bu boy, Nizip-Kargamış’a bağlı Barak ve Kerkük bölgelerinde Bey-Dili olarak anılmaktadır.  Badıllı veya Beg-Dili olarak anılan Oğuz Boyu, kendi arasında 40-50 kola ayrılmıştır. Bu kollar zamanla çoğalarak büyük aşiretler halini almıştır. İşte “Atmalı”, bu Aşiretlerden biri olan “Rişvan Aşiretinin” bir koludur. RİŞVAN Aşireti İran, Irak ve Anadolu’da “Raşi” olarak anılmaktadır. İran’da Farsçanın tesirinde kalan Türkçe kelimeler, bir çoğul eki olan EN/AN eki almışlardır. Yaklaşık olarak, Türkiye’nin nüfusunun % 10’u Rişvan sayılır. Bu ismi yaşatmak adına Gaziantep’te bir “Rişvanlar Derneği” kurulmuştur. İran ve Irak topraklarında yaşadıkları sırada, bir gurup ATMALI adını almışlar ve Rişvan’dan ayrı olarak anılmaya başlamışlar.

Eski Gaziantep Milletvekili ve Hortlar Köyünden olan İbrahim HORTOĞLU’nun dile getirdiği üçüncü görüşe göre ise;  “Hacı Bektaş-ı Veli’nin Horasan’dan Anadolu’ya geçişi sırasında Rişvan’a bağlı Atmalı Aşireti de Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiştir. Yaklaşık olarak on bin kişi Anadolu’ya gelmiştir. Çoğunluğu Malatya’ya yerleşmiştir.  İlk başlarda tamamı Alevi olan Atmalı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kolu ile yakın temas içindedir. Osmanlı Devletini desteklemiştir. Uzun zaman sonra, Aşiretin büyük bir kısmı Hanefi Mezhebi’ni kabul etmiş, diğer bir kısmı ise Caferi Mezhebi’ne bağlı kalmışlardır.”

Bu görüşleri değerlendirecek olursak, aşağıdaki sonuçlara ulaşabiliriz.

1560 yılına kadarki kayıtlarda Atmalı diye bir aşiretin adı geçmediğine göre eldeki veriler çerçevesinde Atmalılar’ın kökenini Başkurtlar’a kadar dayandırmak mümkün değildir.

İbrahim Hortoğlu’nun dile getirdiği görüşe göre Hacı Bektaş-ı Velî ile kurulan ilişki de yanlıştır. Hacı Bektaş-ı Velî 1210 yılında Nişapur’da dünyaya gelmiş ve 1271 yılında Nevşehir-Hacıbektaş’ta vefat etmiştir. Larousse’da şöyle denilmektedir: “Yaşamı ile ilgili bilgiler genellikle efsane ve söylentilere dayanır. Bu konuda kesin bilgi, Mevlana ile çağdaş, Babailer ayaklanmasının önderlerinden Baba İshak’ın mürit ve halifesi oluşudur. ‘Hacı’ lakabıyla anılması, hacca gittiğini gösterir. Bektaşi Vilayetnamesi’ne ve Âşık Paşa Tarihi’ne göre, Horasan’dan Sivas’a geldi, buradan Amasya’ya gidip Baba İshak’ın mürit ve halifesi oldu;….”

Bununla birlikte, Atmalılar’ın Beydili boyundan olduklarını söylemek mümkündür. Bu isim bazı yazılı eserlerde “Baydili-Baydilli-Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü-Beydili-Beydilli-Badılı-Badıllı-Badilli’ şekillerinde de ifade edilmektedir.

Göknur Göğebakan, N. H. Göktürk’e atıfta bulunarak, Beydililer’in ana kolu Halep Türkmenleri’ni oluşturan kırk obadan biri durumundaki “Kara Şah Kulı (Karaşeyhlü) obasının” Malatya civarındaki bir köyde rastlanan kaydında, “Atmalu” aşiretine bağlı olduklarının ifade edildiğini söylemektedir (N. H. Göktürk, Anadolu’da Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı (Tebliğler), Ankara 1995, s. 49 vd’ndan aktaran Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, Malatya: Malatya Belediyesi, 2002, s. 202). Söz konusu kaydın, 1560 tarihli Malatya tahrir defterinde yer aldığı bilinmektedir. Orada şu ifadeler yer almaktadır:

“Mezraa-i Salay Basan, der nezd-i mezraa-i Mintaş Pınarı, tabi-i m., hâss-ı şâhî. / Cemaat-i akraba-i Kara Şah Kulı, cemaat-i Atmalu. / Neferan: 7.” (Refet Yınanç ve Mesut Elibüyük, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560),Ankara: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, 1983, s. 146.) Burada geçen “tabi-i m.”, tabi-i mezbur demek oluyor, mezbur ifadesiyle kastedilen ise, Keder Beyt nahiyesidir. Daha açık bir ifadeyle, Mintaş Pınarı mezraının yanında yer alan Salay Basan mezraının, Keder Beyt nahiyesine bağlı olduğu belirtilmektedir. Mezra, Arapça bir kelime olup, “ziraat yapılan yer” anlamına gelmektedir.

Bu kayıttan hareketle, yedi neferden oluşan “konar göçer reaya”dan “Atmalu” cemaatinin, 1560 yılında, Malatya’nın “Keder Beyt” nahiyesinde meskun olduğu söylenmektedir (Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, s. 197). Ancak, söz konusu kayıttan hareketle Atmalılar’ın yedi neferden oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Açıkça görülmektedir ki, mezrada iki ayrı cemaat meskundur: Birisi Kara Şah Kulı’nın akrabasının cemaatiyken, diğeri ise Atmalı cemaatidir ve bunlar toplam yedi neferdir. Bundan hareketle, yedi kişiden üç veya dördünün Atmalı olduğu tahmininde bulunabiliriz.

Bilindiği gibi birçok kaynakta Atmalı Aşiretinin Rişvan Aşiretinin bir kolu olduğu belirtilmektedir.  Rişvan aşireti konusunda bilimsel bir araştırma yapmış olan Doç. Dr. Faruk Söylemez’in eseri, Atmalı-Rişvan ilişkisiyle ilgili iddianın yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eserde Atmalılar, Rişvan’a bağlı cemaatler/topluluklar arasında gösterilmemektedir (Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi: Rişvan Aşireti Örneği,İstanbul : Kitabevi, 2007).

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Said Öztürk ve Yaşar Baş’ın hazırladıkları. “Darende Tarihi” adlı eserde (Malatya: Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi, 2002) “Darende Çevresinde Bulunan Bazı Aşiretler”in listesi yer alıyor. Buna göre, bu havalideki aşiret/cemaatlerin çoğu Beğdili boyuna bağlı görünmektedir. Rişvan’a bağlı olanların sayısı ise sadece bir adettir. Atmalu (Atmalı) hakkında ise “boy” bilgisi mevcut değildir. “Boyu-Taifesi: Belirsiz, Bağlı Olduğu Aşiret: Atmalu” denilmektedir. “Açıklama” olarak “Konar Göçer Ekrad Türkmeni” olduğu bilgisi verilmektedir. Ayrıca Aşudı’da (Aşudu) oldukları, yani yaşadıkları ifade edilmektedir.(A.g.e. s.249) Aşudı (bugünkü Günpınar), 1530’da Darende’nin Ovacık nahiyesinin bir köyü iken, 1583 tarihli Yeni İl defterinde nahiye olarak kaydedilmiştir. 1831 sayımında da nahiye olarak geçmektedir (A.g.e., s.114-115). 1844 yılı temettuat sayımına göre Aşudı, Darende’nin 19 köyü içinde en kalabalık ikinci köydür (A.g.e., s.234) (Bununla birlikte, bu kayda bakarak Atmalılar’ın sadece Aşudı’da bulunduklarını düşünmek hatalı olur.) Atmalılar’ı Rişvan’dan ayrı düşünmek gerektiği buradan da anlaşılmaktadır.

Bütün bunlardan daha önemli olan nokta, XVI. yüzyıla ait Malatya tahrir kayıtlarında Atmalı adı geçerken Rişvan’dan hiç bahsedilmememiş olmasıdır. (Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, s. 202.)

1563 tarihli Maraş tahrir defterinde ise Atmalu cemaati (aşireti) ile Rişvan cemaatinden ayrı söz edilmektedir. Atmalılar’ın adının bir kez geçmesi ve Alma Kuşağı mezrasında yaşadıklarının belirtilmesine karşılık, Rişvan’ın adının sıkça geçmesi, Atmalılar’ın Rişvan’a göre sayıca az bir topluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Bunu doğrulayan ikinci bir husus, Atmalı cemaatinin söz konusu mezrada “başkalarıyla birlikte” bulunduklarının belirtilmiş olmasıdır.

Atmalılar’la ilgili bilinen dördüncü belge, 1720 tarihini taşımaktadır. Buna göre, 1720’de Malatya’daki Atmalu (Atmalı) cemaatinden (aşiretinden) Göçer Elhac Kethüda, Koyun-oğlu Ali ve oğlu Çolak Mehmed ve Mustafa-oğlu Hüseyin ve tevâbii (tabileri) ve Çoban-oğlu ve tevâbii, diğer aşiretlerden olanlarla birlikte, bölgeyi eşkıyadan korumak için Harran Ovası’na yerleştirilmişlerdir (Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1988, s. 120-121, 140). O dönemde aşiretlerin içinde onları devlete karşı temsil eden bir ‘bey’in yanı sıra, onun atadığı bir de ‘kethüda’ bulunmaktaydı

Atmalılar’la ilgili bilinen en eski beşinci belge ise 1734 tarihini taşımaktadır. Buna göre, Maraş Beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa’ya, “harp ve darbe muktedir”, yani eşkıyaya karşı savaşabilecek kabiliyette bir cemaatin, Alacahan’a yerleştirilmesi için 1734 yılında emir gönderilmiştir. Bu iş için Arapgir sancağının erbâb-ı tîmar köylerinden, göçebe Atmalı cemaati seçilmiştir. (Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, s. 108-131; Faruk Söylemez, Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi: Rişvan Aşireti Örneği,İstanbul: Kitabevi, 2007, s. 254-255)

Aktarılan bu bilgiler çerçevesinde, Atma aşiretinin atalarının 1335 yılında bu köye yerleştiklerini ve yaklaşık 315 yıl bu köyde ikâmet ettiklerini, zamanla Arapgir’in en kalabalık köy sakinleri durumuna geldiklerini düşünmek mümkün olabilir. Ancak, 1643 yılından öncesine ait ve Horan dışındaki beldelere işaret eden iki kayıt daha mevcuttur.

Bunlardan ilki, 1560 tarihli Malatya tahrir defterinde yer almaktadır. Orada, Atmalu cemaatinin, Kara Şah Kulı akrabası cemaati ile birlikte, Malatya’nın Keder Beyt nahiyesinin Salay Basan mezrasında (Mintaş Pınarı mezrası yanında) yedi nefer olarak meskun bulundukları ifade edilmektedir. Bu yedi kişinin üç veya dört kişisinin Atmalılar’dan oluştuğunu söylemek mümkün olabilir. (Refet Yınanç ve Mesut Elibüyük, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Ankara: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, 1983, s. 146.)
En eski ikinci kayıt ise, Atmalılar’ın 1563 yılında Maraş topraklarında Alma Kuşağı Mezrası’nda, başkalarıyla birlikte tarımla uğraştıklarını göstermektedir. Bu kayıtta şöyle denilmektedir. “Mezra-i Alma Kuşağı nezd-i mezbûr, tâbi‘-i mezbûr, Cemaat-i Atmalu ve gayriler ziraat iderler.” (Refet Yınanç ve Mesut Elibüyük,Maraş Tahrir Defteri: 1563, C. 1, Ankara : Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi, 1988, s. 303.)

Atmalı aşiretiyle ilgili olarak en eski kayıtlardan birini de, Niebuhr tarafından verilen 1766’da 1000 çadıra sahip bulunuyor oldukları bilgisi oluşturmaktadır (Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, s. 108, dn. 759). Aslen Kuzey Almanyalı olan Batılı gezgin Carsten Niebuhr, 1766 yılında Antep’in kuzeyindeki bölgede (Maraş, Malatya vs) yaşayan aşiretleri (konar-göçer toplulukları) aşağıdaki gibi sıralamaktadır.

Kürecikli Aşireti (500 çadır), Atmalı Aşireti (1000 çadır), Havidli Aşireti (2000 çadır), Sabanlı Aşireti (1000 çadır), Kılıçlı Aşireti (400 çadır), Çakkalı Aşireti (700 çadır), İzoli Aşireti (1000 çadır), Cihanbeyli Aşireti 10.000 çadır), Rişvan Aşireti (12.000 çadır), Milli Aşireti (11.000 çadır)

Atmalı Aşireti’nin 1560-1766 yıllarına ait kronolojisi ise şu şekildedir.

1560    Malatya’nın Keder Beyt nahiyesinin Salay Basan mezraında üç-dört neferden oluşan bir topluluk

1563        Maraş’ın Alma Kuşağı mezraında başkalarıyla birlikte tarım yapıyorlar

1643    Arapgir’in Horun/Horan beldesinde Atma köyü olarak ikamet ediyorlar. Vergi veren nüfus 84, toplam nüfus 700-800 civarı

1645-1650     Horun’dan göç ve Atma köyünün ortadan kalkması

1690-1694    İçlerinden bir bölümü Beydili ve Bozulus oymaklarıyla birlikte Suriye’nin Rakka kentine iskân ediliyor

1720        İçlerinden bir bölümü Harran Ovası’na yerleştiriliyor

1734    Arapgir Sancağı’na bağlı timarlı göçebe topluluk durumundalar. Sivas-Kangal’ın güneydoğusundaki Alaca-han’a yerleştirilmeleri yönünde karar çıkıyor

1766        Bin çadırlık bir topluluk durumundalar

Mevcut bilgiler çerçevesinde Atmalı aşiretinin kökeninin Arapgir’in Atma köyüne dayandığı söylenebilir. Enver Çakar ile Füsun Kara’nın Arapgir’in 1643 tarihli avârız-hâne defterine dayanarak verdikleri bilgilerden, Atma’nın, o tarihte Arapgir’in en büyük köyü olduğu anlaşılmaktadır. (Enver Çakar ve Füsun Kara, “17. Yüzyılın Ortalarında Arapgir Sancağında İskân ve Nüfus (1643 Tarihli Avârız-Hane Defterine Göre)”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 2, Sayfa: 385-412, Elazığ-2005) Söz konusu makalede Arapgir’in 1643 tarihli avârız-hane defterine dayanılarak, köy ve mezraların vergi nüfusu aktarılmaktadır. Bu köylerin o zamanki ve şimdiki adları ile şu anda bağlı oldukları ilçeler de belirtilmektedir. Atma adlı bir köyün adı geçmekle birlikte, şimdiki adı ve şu anda bağlı bulunduğu yer ismi boş bırakılmıştır. Doğal olarak bu köy, geçmişte belirli bir zamanda bir şekilde ortadan kalkmış, halkı dağılmış bir köy. İlginç olan nokta, Atma köyünün, 1643 yılında 84 kişi ile en yüksek ‘vergi nüfusu’na sahip köy olmasıdır. Onu izleyen en kalabalık köylerin vergi nüfusları sırasıyla; 61, 58, 53, 52, 42, 37, 31 şeklindedir.  Geriye kalan 91 adet köyün vergi nüfusu ise 30’un altındadır.

Sonuç olarak derin kökleri ve çok çeşitli aşiretlerle bağı bulunan ve Türkiye’nin 33 iline ve bazı Dünya ülkelerine kadar yayılmış olan devasa nüfusu ile Osmanlı ve Anadolu Tarih sahnesindeki yerini alan Atmalı Aşireti’nin kökeni her ne olursa olsun; bütün köyleri, oymakları ve obalarıyla birlikte dünya var oldukça tarih sahnesinden silinmeyecekleri aşikardır.

Maraş’ın Kurtuluşu ve Atmalı Aşireti
Malatya-Pazarcık bölgesinde yaşayan Atmalı Aşireti’nin Reisliğini, Kızkapanlı Oymağından “KOSAYİ ATMEN”(Atmalı Köse) adında bir kişi yapıyormuş.  Daha sonra Karahasan Oymağından BOZDAĞLARdan sırası ile Karahasan, Mehmet(Kör Mamo) Ağa, İbrahim Ağa, Boz ağa, Asaf Ağa, Süleyman Ağa(Sılsıki Bozağa), Yakup Hamdi Bey(Paşa), Ahmet Bozdağ ve oğlu Ali Bozdağ Reislik yapmışlardır. Pazarcıkta ikamet eden Bozdağlar Ailesi, Aslında Elbistan Karahasanuşağından gelmektedirler. Bundan 550 yıl önce, Maraş bölgesine hakim olan Dulkadıroğullarına karşı Osmanlı’yı destekleyen Atmalı Aşireti’nin Reisi KARAHSAN, bu savaşta iki kardeşini kayıp etmiştir. Daha sonra Atmalı Aşireti, Cumhuriyet’in kuruluşunda Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yanında olmuştur.

Bazıları, İngiliz subayı Binbaşı E.W.C Noel’in hatıralarını olduğu gibi aktararak adeta Türk düşmanı, sonuna kadar Kürtçü bir Atmalı aşireti reisi Yakup Paşa (Paşa Yakup / Yakup Hamdi Bey / Paşo Ağa) portresi çizmektedir. Noel’in, 1919 yılında Yakup Hamdi Ağa’ya Sırıklı’daki Ağanın Yurdu denilen yerde misafir olduğu ve yanından memnun bir şekilde ayrıldığı doğrudur, fakat hikâye bundan ibaret değildir. Nedense, Noel’in hatıralarını aktaranlar, Paşa Yakup’un daha sonra izlediği politikadan hiç söz etmemektedir. Nitekim Noel, ”1919 Kürdistan Günlüğü ” kitabında Yakup Hamdi Paşa’nın kendisini aldattığını yazmıştır.
Süleyman Ağa oğlu Paşa Yakup Hamdi, 1887 yılında dünyaya gelmiş, 1 Ocak 1948 tarihinde vefat etmiştir. TBMM’nin kurucu 1. dönem Maraş milletvekili olmuştur. Paşa Yakup’un güçlü olmasının temel nedeni, o dönemde Atmalı aşiretinin nüfuz alanının geniş olmasıydı. Belirtildiğine göre, Pazarcık Atmalıları’nın reisi Yakup Hamdi Ağa ile onun kayınbiraderi olan Sinemilli aşireti reisi Tapo Ağa, Kuvay-ı Milliye karşıtı gözükerek İngiliz Gizli Servis Ajanı E.W.C. Noel’den silah temin etmişler, sonra da Sivas’ta yapılan kongreye (4 Eylül 1919) bağlılık telgrafı çekmişlerdir. Noel’den silah temin edip etmediklerini bilmiyoruz, fakat İstiklal Harbi’ne destek verdikleri bilinmektedir. Ayrıca, bağımsızlık mücadelesine destek vermek amacıyla 15 Eylül 1919’da Pazarcık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kuranlar arasında yer almışlardır.
Ankara’yla kurulan irtibat üzerine, cemiyetin kuruluşundan üç ay sonra, Aralık ayı başlarında Kılıç Ali Bey, iki hafif makineli tüfek ve on beş askerle Pazarcık’a gelmiştir. Kılıç Ali, ilk olarak Döşeme’deki Ağa’nın Yurdu denilen yerdeki çadırlarında Yakup Hamdi Paşa ve kayınbiraderi Tapo Ağa ile irtibat kurmuş, mücadelenin şekli, Atmalılar’a ve Sinemilliler’e düşen görevler belirlenmiştir. Nitekim TBMM’nin 23 Mayıs 1926 tarihli oturumunda Pazarcık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri ve Yakup Paşa, Kurtuluş Savaşı’nda gösterdikleri üstün hizmetlerden dolayı “Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası” ile taltif edilmişlerdir.
Yakup (Hamdi) Paşa’ya Paşo Ağa denildiği de görülmektedir. Bazıları yanlışlıkla Raşo Ağa demektedirler.

Anlatıldığına göre, Antep’te Kızkapanlı Hacı Molla Efendi’nin işlettiği handa müslüman lejyoner (Mısır, Cezayir, Tunus kökenli) askerlerle irtibat kurar ve onları bir adamıyla, akrabası olan Paşa Yakup’a ve Tapo Ağa’ya gönderir. Kartalkaya Barajı altında kalan o zamanki adıyla ‘’ŞILLO’NUN DEĞİRMENİ’ne gönderir (Şıllo, Sinemilli aşiretindendir). Orada gerekli bilgiler lejyoner askerlerden alınır ve Fransızlar’ın intikal günleri belirlenir. Bunun üzerine Paşa Yakup Karabıyıklı’nın alt tarafında bulunan BAKKAYASI’nda pusu kurar. Tapo Ağa da Maksut Uşağı ve Aslanbey Çiftiği arasında bulunan AKSU KÖPRÜSÜ’nde pusuya yatar. Böylece Fransızlar pusuya düşürülür. Katırları, topları, silahları ve erzakları alınır. Kendileri ile birlikte hareket eden müslüman lejyoner askerlerle birlikte Şıllo’nun değirmenine gider, silah ve mühimmat bölüşmesi yaparlar. Söğütlü ve Doğanlıkarahasan üzerinden Maraş’a intikal ederler ve Maraş kurtuluş mücadelesi başlar. Maraş’ın kurtuluşundan önce Adana’dan Maraş’a intikal etmek için yola çıkan Fransız askerleri ve isyan eden Ermeniler’in de 8 Ocak 1920 perşembe günü Türkoğlu, Cecelli ve Beyoğlu kasabasının olduğu yerde Maraş’a intikalleri engellenmiş ve büyük zaiyat verdirilmiştir. Bundan dolayı da Paşa Yakup adına Beyoğlu (Kahramanmaraş) kasabasında anıt dikilmiştir.