Atmalı Aşiretinin Kökeni 2

ATMALI AŞİRETİNİN KÖKENİ (2)

http://atmaliasireti.blogcu.com/atmali-atmanli-asireti-tarihi-2/7176317

Ancak bu teze şu şekilde bir itirazda bulunulmaktadır:
“Cemal Şener, birçok Alevi-Kürt aşiretinin yanısıra, mesubu bulunduğum Maraş yöresindeki Sinemilli aşiretiyle Atma ve Kılıçlı aşiretlerini Türkleştirme uğruna yoğun ve zorlama bir çaba içerisine giriyor. Gösterdiği kaynaklardan biri, Mareşal Moltke’nin Türkiye Mektupları adlı eseridir (Bkz. Remzi Ktb. İst.1969). 1835-1839 yılları arasında Osmanlı Ordusunda müşavir-subay olarak bulunan Moltke’nin eserinin yaklaşık yarısı Kürtler’i işlemektedir. Bu kitap, 19. yüzyılda Kürtleri işleyen yüzlerce seyahat notlarından biridir. Burada Sinemilli, Atmalı, Kılıçlı aşiretlerinden ‘Türkmen kabileleri’ olarak sözedilmesi tamamen bir yanılgıdır….
“19. Yüzyılda bu aşiretlerden sözaçan ya da doğrudan aşiretler üzerinde yoğunlaşan onlarca eserden sözetmek mümkündür. Sözgelimi, yine bir Alman olan Dr. O. Blau, daha 1858 yılında yayımladığı ‘Die Stämme des nordöstlichen Kurdistan’ (Kuzeydoğu Kürdistan’da Aşiretler-Kavimler) konulu bir incelemesinde (Zeitschrift der deutschen morgenlandieschen Gesellschaft, Leipzig-1858 içinde) daha çok İran’daki Kürt aşiretlerini; ‘Nachrichten über kurdische Stämme’ (Kürt Aşiretleri Üzerine Haberler) konulu bir başka incelemesinde de (Aynı dergi, Leipzig-1862) birçok farklı bölgenin yanısıra Maraş yöresi aşiretlerini de sıralar. Burada adları anılan Kürt aşiretleri şunlardır: Çakallü, Celikanlü, Sinamenlü, Qiliçlü, Atmülü. (Bkz. agy. s. 608)
“Bu aşiretler hakkında bilgi veren bir başka batılı araştırmacı ise, ünlü Fransız antrapolog Ernest Chantre’dir. (Bkz. Bulletin de la Cociété de Anthropologie de Lyon, 1881-1882).
“Bu aşiretlere ilişkin en ayrıntılı bilgileri veren Batılı araştırmacı ise, 1919’ad bölgeyi doğrudan gezen Bibaşı Noel’dir. İlkin, notlayarak Hevi gazetesinde yayımladığımız (Sayı: 73-86, 1998) ‘Binbaşı Noel’in Günlüğünde Orta Anadolu Kürtleri’ konulu yazı dizisinde bu aşiretlere ilişkin geniş bilgi vermektedir….
“İşin ilginç yanı, Cemal Şener’in yerli kaynaklardaki bilgileri bile rahatlıkla çarpıtabilmesidir. Sözgelimi Şener, Cevdet Türkay’ın Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı eserinde; bu aşiretlerden ‘Konar-göçer Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri)’ diye sözedildiğini iddia etmektedir. Oysa, adı geçen eserde … Atmalı aşireti de ‘Konar-göçer Ekrad taifesinden’ şeklinde geçmektedir. (a.g.e, s. 210) … Cemal Şener’in başka bir referansı ise, Sosyolog Doç. Dr. Mehmet Eröz’dür. MHP kökenli bu sosyologun bütün hayatı Kürtler’in Türklüğünü ispatlamaya çalışmakla geçmiştir.”((Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 347-348;http://www.navkurd.net/nivisar/mehmet_bayrak/alevi_kurt.htm)
Ancak, bu itirazlar da, delillerin kuvveti bakımından, karşı çıkılan tezlerden daha iyi durumda değildir. Çünkü, Mareşal Moltke’nin aktardığı bilgiye karşı Binbaşı Noel’in görüşünü tercih etmek için ikna edici bir neden yoktur. Hatta, ilki daha eski bir tanıklık olduğu için daha önemli ve geçerli kabul edilebilir. Mehmet Eröz’e karşı oryantalistleri tercih etmek için de makul bir sebep gösterilemez. Önemli olan, dayanılan delillerdir. Bu çerçevede, asıl üzerinde durulması gereken konu, “Türkmen Ekradı” veya “Kürt Türkmeni” ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiğidir. Bu Kürtleşmiş Türk veya Türkleşmiş Kürt oldukları anlamına gelebilir. Ancak, Sünnî Atmalıların Şafiî değil Hanefî olması, köken olarak Kürt olmaları ihtimalini azaltmaktadır. Öte yandan, Kürtler’den bir topluluğun Beydililer’in arasına katılarak Kürtler adlı oymak oluşturmaları için mantıklı bir neden yoktur. Fakat içlerinden bir oymağın Kürtler’le akrabalık kurmaları sonucu Kürtleşmiş olmaları mümkündür.
(Öte yandan Mehmet Bayrak’ın, objektif bir bakış açısıyla ve gerçeği arama kaygısıyla değil, peşin hükümlerine dayanak arama gibi bir saikle hareket ettiği görülmektedir. Mesela Binbaşı Noel’in hatıralarını olduğu gibi aktararak adeta Türk düşmanı, sonuna kadar Kürtçü bir Atmalı aşireti reisi Yakup Paşa / Paşa Yakup portresi çizmektedir. Noel’in, Yakup Hamdi Paşa’ya misafir olduğu ve yanından memnun bir şekilde ayrıldığı doğrudur, fakat hikâye bundan ibaret değildir. Nedense Mehmet Bayrak, Yakup Paşa’nın daha sonra izlediği politikadan hiç söz etmemektedir. Mehmet Bayrak olayı olduğu gibi değil, görmek ve göstermek istediği gibi aktarmaktadır. Ayrıca, bir Atmalı olan Molla Mehmet Karayılan ile Atmalılar’dan oluşan çetesini de görmezden gelmektedir.)
Muammer Şahin, “Babam” adlı eserinde (İstanbul, 2004;muammersahin.com/BABAM_kitap.pdf), şu anda Horan (Horun) kenarındaki Deregezen köyünden yaşayan Atmalı aşiretinden Bölükbaşı sülalesinin Türkmen kökenli olduklarını ifade etmektedir. (s. 25) Ayrıca kendilerinin de Türkmen asıllı oldukları sonucuna vardıklarını şu şekilde dile getirmektedir:“Nitekim, 1990 yılında 8’inci Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, Polat Barajı’nın açılışı için Polat’a geldiğinde: ‘Muammer, Polat köyünün adetlerine, geleneklerine ve folkloruna bakınca, buranın Türkmen köyü olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, gösteri oyununu oynayan insanların tiplemeleri, şişikleri ve karacaları, bu köyün tamamen Türkmen boyu olduğunun bir ispatıdır’ diyerek, …” (A.g.e., s. 32)
Halil Arık adlı bir araştırmacı ise şunları yazmaktadır:
“Tarih ve aşiret araştırmacılarının büyük çoğunluğu, hanefi-sünni inanca bağlı olarak bilinen Kürt Aşiretleri ile Alevi inanca bağlı Kürt aşiretlerinin ‘Kürtleşmiş Türkler’ olduğunu dile getirmektedirler. Özellikle Süleyman Sabri Paşa’nın ‘Van Tarihi ve Kürtleşmiş Türkler Hakkında İncelemeler’ adlı eserinde Maraş-Pazarcık yöresindeki Atmalı Aşiretinin bu değişime en belirgin örnek olarak göstermektedir.”(http://tarihveegitim.blogcu.com/pazarcik-tarihi-bolum-2/6363188)

3. Üçüncü bir teze göre, Atmalı aşiretinin kökeni Irak’taki Kelhur aşiretine dayanmaktadır. Bu tezin sahipleri, Malatya-Arguvan’daki alevî (veya alevîleşmiş) Atmalı köylülerinden ibarettir. Çobandere (Şotik) köyünden Battal Baki Çıplak şunları yazmaktadır:
“Atma Aşireti ile ilgili elimizde yazılı kaynaklar bulunmamaktadır. Ancak Doğu Anadolu Bölgesindeki aşiretlerle ilgili olarak yazılan kitaplardan Atma Aşireti ile ilgili yazılan yazılardan yararlanabilmekteyiz. Bir de köyümüz ile komşu köylerin yaşlılarından ve nesilden nesile anlatılanlardan dinlediklerimizden yararlandık. Bu kaynaklara göre Atma Aşireti (Rumi 1050) 1634 yıllarında bilmediğimiz bir nedenle IRAK’ın Gülhur boyundan ayrılarak Anadolu’ya gelmiştir. Mehmet Emin Zeki adlı yazara göre de (Kürdistan adlı eserinde) Irak’tan ayrılan 500 çadırlık bu topluluk Atmanikan ismi ile anılmakta imiş. Bu kanala göre Atmanikan Aşireti hayvancılıkla uğraşmakta olup, hayvanlarına daha iyi otlak yerleri bulmak için Anadolu’ya gelmişler. Hayvancılıkla uğraşan göçebelerin yaşam tarzları hepimizce bilinmektedir. Onlar çadırlarda hayvanlarının en iyi otlatılacakları yerlerde yaşamaktan mutluluk duyarlar. Mehmet Nuri Dersimli’ye göre de Atma Aşiretinin tamamı Dersim’den gelmedir. Dersim’den Malatya’ya göç etmiş ve buraya yerleşmişlerdir. Bu tezin yazarı tezini ispatlayacak bir kaynak gösterememiştir. Sadece kendi fikri olarak ileri sürmüştür. Bu tez bizce gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira Atma Aşireti Mensuplarının Maraş, Antep yörelerinde yaşadıklarına dair nesilden nesile gelen bilgiler bulunmaktadır. Atma aşiretinin dili Kurmancı iken Dersimlilerin dili Zazaca’dır. Bu da ileri sürülen tezin gerçekçi olmadığının bir belirtisidir. Gaziantep yöresinde yaşayan Atmalılar’a göre ise bu aşiret Irak’tan gelmedir. Hatta Gaziantep Atmalıları arasında yaygın bulunan rivayete göre Atmalılar Irak’tan gelirken Fırat suyunu geçişlerinde aşiretin ileri gelen iki kardeşten biri soyunup öyle suyu geçelim derken, küçük kardeşi atlarımız bu suları geçer sürüp gidelim der ve atılı Fırat sularına sürer arkadan aşiretin diğer kısımları da atlarını sürerler ve ‘Veyy çi horta’ derler. Atları ile Fırat suyunu geçenlere Hortoğulları, soyunarak Fırat suyunu geçenlere de Çıplakoğulları denildiği söylenir. Malatya Balyan Aşireti’nin tarihi gelişimini yazan Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu’nun hazırladığı 1991 basım tarihli eserine göre de Atma Aşireti (sayfa, 8) konar göçer aşiretlerin en büyüğü olan Rişvan Aşireti’ne bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bu tez de yaşlılardan rivayet yoluyla gelen bilgilerle bağdaşmadığı için gerçekçi görülmemektedir. Gerek eldeki kaynaklar ve gerekse yaşlılardan nesilden nesile gelen rivayetlere göre Atma Aşireti’nin Irak’tan geldiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Iraktan gelen ve göçebe hayatı yaşayan, hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Atma Aşireti önce Antep, Maraş yöresine yerleşmiş, sonra bunların bir kolu Malatya yöresine göç etmiştir. Halen Antep ve Maraş illerinde Atma Aşireti’nin kolları yaşamlarını sürdürmekteler. Malatya’ya gelen Atma Aşiretliler Malatya-Arapgir yolu üzerinde şimdi Aşağı Atma adını taşıyan bölgeye yerleşmişler, burada dönemin Devlet Yönetimi ile araları açıldığından yaşlılar, hastalar ve onların yakınları dışında kalanlar göç ederek bugün Arguvan İlçesi Kızık ve Kadabela (Güngören) köyleri arasında bulunan bölgeye taşınmışlardır. Buraya halen Şotik Harabeleri denilmektedir. Burada da vurguncu olan Raşi Aşireti tarafından talan edildiklerinden daha yukarıya dağların arasına göç ederek bugünkü Şotik Köyü’ne gelip buraya yerleşmişlerdir. Malatya-Arapkir yolu üzerindeki yerleşim yerinden göç ederken orada kalanlar bugünkü Aşaği Atma köylerini oluşturmuşlardır. Bunlar çevrenin etkisiyle asimile olarak Sünni mezhebini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Göç edip bugünkü Yukarı Atma köylerini meydana getirenler ise Alevi inanışını sürdürmektedirler. Şotik Köyü’nü kuran Atma Aşireti’nin kolu Yukarı Atma adını almıştır. Şotik Köyü Yukarı Atma Aşireti’nin merkezi olmuştur. Aşireti yönetenler hep Şotik Köyünden çıkmıştır. Şotik Köyü’nün kuruluşundan sonra komşu aşiret olan Dırejan Aşireti ile yıllarca mezhep kavgaları sürmüştür. Zira Dırejan Aşireti Sünni, Yukarı Atma Aşireti Alevi inanışını kabul etmiştir. Bu iki aşiret arasında yıllarca süren düşmanlık araya giren komşu köylerin çabaları sonucu barışla noktalanmıştır. Şimdi ise zaten böyle bir sorun yoktur. Yukarı Atma Aşiretini meydana getiren köyler şunlardır: Şotik (Çobandere), Bırik (Yoncalı), Sığırcıuşağı, Göçeruşağı, Alhasuşağı, Gökağaç, Kömürlük, Kadabela (Güngören) ve Kuruttaş köyleri.”
Emekli öğretmen olan yazar, kaynaklarını şu şekilde sıralıyor: 1-Fehmi Çıplak’ın araştırmaları, 2-Av. Battal Gazi Çıplak’ın araştırmaları. (http://www.arguvankomurluk.com/arguvan/?dId=8)
Burada savunulan tez de yeterli delillere sahip değildir. Gülhur adlı bir aşiret mevcut değildir. Fakat muhtemelen aynı köye mensup isimler (veya Elbistan yöresindeki Alhaslılar), Hamza Aksüt’ün aktardığına göre, şunu da söylemektedirler:
“Atma ağaları, bir röportajda şöyle demişlerdi bana: ‘Biz, Irak’taki Kelhur aşiretinden gelmişiz; ama Kelhur nedir, ne değildir, bilmiyoruz. Oradan Berezi’ye gelmişiz, Berezi’den Arguvan’a. Bir kısmı da Arguvan’dan bölünmüş, Pazarcık’a gitmiş.’ Osmanlı arşiv kayıtlarına baktığımda, Kelhur aşiretinin gerçekten Irak’ta olduğu, bir Kürt aşireti olduğu ve bunların Bektaşi olduğu yazılı. Demek ki, Irak’taki Kelhur Aşiretinden ayrılmışlar, oradan da Arguvan’a ve Pazarcık’a geçmişler.”(http://atmali.blogspot.com/)
Berezi’den nerenin kastedildiği bilinmemekle birlikte, Hakkari Çukurca’ya bağlı Berezi adlı bir alan mecuttur. (www.hpg-online.com/tr/news_c/news_654.html) Berezi ile, Diyarbakır’ın Bismil ilçesi yakınlarındaki Barazi de kastediliyor olabilir: “İlçemiz Diyarbakır’a 55 km mesafede olup,Batman-Diyarbakır Karayolu Bismil’den geçmektedir.Bismil-Tepe arasında bulunan 11 km lik asfaltın uzatılarak Tepe-Savur yolunun da hizmete gireceği,Bismil’in Türkmenhacı köyü ile olan bağlantısının devam ettirilerek Diyarbakır-Mardin Karayoluna bağlanması,eski Diyarbakır yolunun da yeniden asfaltlanması ile Diyarbakır-Silvan karayoluna bağlanması ile Bismil tam bir dört yol kavşağı haline getirilecektir. Ancak halen ilçemizde Şehirler arası bir otogarın bulunmayışı üzücüdür.İlçemizin tüm şehirlerle ulaşımı rahatlıkla sağlanmaktadır.10’u  aşkın Şehirler Arası Otobüs şirketi ilçemizden günde birkaç kez sefer yaparak yurdun dört bir yanına yolcu taşımaktadır.Bismil’e ait henüz Şehirler arası otobüs şirketi kurulamamıştır.Eski dönemlerde Bismil İpek yolu üzerinde olduğundan  tüm kervanlar halen ismi BARAZİmevki olan ve Diclenin Kuzeyinden geçen ve halen yer yer kalıntılarına rastlayan Kuzey İPEK YOLU’nu kullanmışlardır.”(http://www.bismilataturk.net/index.php?option=com_content&view=article&id=26:bismilin-tarihcesi&catid=6:makale&Itemid=32)
Arguvan’dan bölünüp Pazarcık’a gitme durumu yaşanmışsa şayet, bu, diğer yazılarda aktarılan, 1640’lı yıllarda Arapgir-Horan’dan (Horun) yaşanan göç olayından sonra Arguvan’a yerleşenler için söz konusu olabilir. Zaten Arguvanlı Atmalılar, köken olarak Arapgir’i göstermektedirler ve Arapgir’den göç olayından öncesi için Arguvan’dan Pazarcık’a gitme diye birşey düşünülemez. Ancak, Arguvan Atmalıları’ndan Pazarcık’a yerleşenler olmuş olabilir. Bu durum, Pazarcık’ta yaşayan alevî Atmalılar’ın alevîliklerinin nedenlerinden birini de açıklamaktadır.
Arguvan’ın Çobandere (Şotik) köylüleri şunları da yazmaktadırlar:
“Köyümüzün yetiştirdiği değerli insan Ahmet Fehmi Çıplak‘ın yaptığı araştırmalara göre köyümüz Atma aşireti mensubudur. Bu aşiret 1634 yılında Irak’ın Gülhur boyundan ayrılarak Güneydoğu’dan bugünkü Türkiye topraklarına girmişlerdir. Anadolu’ya giren bu aşiret grubunun bir bölümü Berez aşireti adı ile bugünkü Şanlıurfa ve Adıyaman illerine yerleşmiş ve halen bu yörede yaşamını sürdürmektedir.Bu aşiretin geliş anında 300 çadır olduğu şeklinde rivayetler varsa da yazar Mehmet Emin Zeki ‘Kürdistan’ adlı eserinde Atmenikan aşireti ismi ile 500 çadır olduğunu belirtilmektedir.”((http://www.arguvanvakfi.org.tr/?c=127&a=1125)
Görüldüğü gibi, Hamza Aksüt bir yer ismi olarak Berezi’den bahsederken, Çobandereliler Berez aşiretinden söz etmektedir. Gerçekte Berez diye bir aşiret mevcut değildir. Bütün bu çelişki ve yanlış bilgilerin nedeni, aktarılan bilgilerin belgelere değil, gerçeklerle ne kadar örtüştüğü bilinmeyen birtakım rivayetlere dayanıyor olmasıdır. Ancak Berazi ya da Barazi adlı bir aşiret mevcuttur. (Prof. Dr. Orhan Türkdoğan bir eserinde Berezi olarak anıyor.) Fakat Berazi, Sünni Kürt aşiretlerindendir (Bayram Kodaman, Sultan II. Abdulhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, s.54-55’ten aktaran http://www.sansaderesi.com/forum/index.php?PHPSESSID=clqprhgrarszs&action=profile;u=69;sa=showPosts).Bu durumda, kendilerini Berezi aşiretine dayandıran bütün Atmalılar’ın ve bu arada Şotikliler’in köken olarak sünnî oldularını, sonradan alevîleştiklerini kabul etmek gerekir.
Özellikle Elbistan Atmalıları’dan Alhaslılar, kendilerinin (daha doğrusu Atmalılar’ın) köken olarak Berazi/Barazi olduklarını ileri sürmektedirler (mekan47.com/asiretler-ve-yerlesimleri/94053-alhasli-asireti.html; www.tatarusagi.com/index.php?option=com_content… –)
Buna göre, Alhaslılar (Atmalılar) Siverek’ten Elbistan’ın Sevdilli Büyükköy’e (Gundigır) ve Arga’nın Harınuşağı (Harunuşağı) köyleri sınırlarına takriben 150-200 yıl önce gelmiş bulunmaktadır (tr-tr.facebook.com/posted.php?id=55542236325&start… –). Bu iddiada gerçeklik payı bulunması mümkündür. Muhtemelen Alhaslılar’ın ataları Berazi kökenlilerle evlilikler yoluyla akrabalık kurmuşlar ve torunları kendilerinin Berazi kökenleri ile Atmalı kökenlerini karıştırmaya başlamışlardır. Soylarında Kaşanlılık bulunan Atmalılar ise, Alhaslılar’ın aksine, Atmalılar’ın İran-Kaşan’dan geldiğini ileri sürmektedirler.
Arguvan Şotik (Çobandere) köylüleri şunları da yazmaktadırlar:
“Berez aşiretinden ayrılan Atma aşiretinin o zamanki reisi Memi Ağa isimli bir kişidir. Bu aşiret Pazarcık’ta bir konaklama molası vermiştir. Bir an için Pazarcık’ta kalmayı düşünmüş ise de havası ve suyu sıcak olduğundan buradan Malatya’ya doğru yola çıkmışlar ve bugün Arapkir ilçesi hudutlarında kalan Horun’a yerleşmişlerdir.” (http://www.arguvanvakfi.org.tr/?c=127&a=1125) Benzer şekilde, Arguvan Kömürlük köylüleri de şöyle demektedirler:
“Rivayet odur ki, bilinmez nedenlerle (hicrî veya rumî)) 1050 tarihlerinde Irak Gülhür boyundan ayrılıp Anadolu içlerine Beritan aşireti adı ile Urfa, Adıyaman, Diyarbakır ve Bingöl taraflarina yerleşen kalabalık topluluk, Memi Ağa liderliginde 300 çadırla önce Pazarcık’a yönelmiş, havası suyu beğenilmeyip oradan Malatya Aşağı Atma Horun’a yerleşmeye karar vermişlerdir…”(http://www.arguvankomurluk.com/arguvan/?dId=8)
Kömürlük köylüleri, Şotikliler’in aksine, Berezi değil Beritan aşiretinden söz etmektedir. Bu ifadeler, Şotik (Çobandere) ve Kömürlük köylülerinin tarihî rivayetleri birbirine karıştırdıklarını ve kendi ataları etrafında olayı kurguladıklarını göstermektedir. Irak’tan gelen bir aşiret, Pazarcık gibi bir yeri havası ve suyu sıcak olduğu için beğenmemezlik etmez. Anlaşılan o ki, Arapgir Horan’dan (Horun) göç edilince Memi Ağa başlangıçta güneye, Pazarcık’a inmiş, orasını sıcak bulduğu için bu defa tekrar kuzeye, Arguvan’a yönelmiştir.
Öte yandan, Kelhur adlı bir aşiret mevcuttur ve Şerefname’de bu aşiret hakkında bilgi verilmektedir (Yazarı Şeref Han’ın vefat tarihi 1603-1604). Tufan Gündüz, bu aşiretle ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:
“Kilhor/Kelhor: Asıl Bozulus’a dâhil cemaatler içinde kaydedilen Kelhor aşireti 1540 tarihinde 59 hâne ve 3 mücerred, II. Selim döneminde ise 44 hâne ve 3 mücerred nüfusa sahipti. Bunların, Bozulus’un Orta Anadolu’ya yaptığı muhacerete katılmadığı tesbit olunmaktadır. Öte yandan, Kelhor aşiretinden bazı gruplara Bağdat ve Musul vilayetlerinde tesadüf edilmektedir.” (Tufan Gündüz, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri – Bozulus Türkmenleri: 1540-1640, Ankara: Bilge Yayınları, 1997, s. 84.)
Bu ifadelerden hareketle şu söylenebilir: 1540 tarihinde 59 hane ve 3 mücerred (yalnız) nüfusa sahip olan bir topluluğun, yirmi yıl sonra “Atmalu” olarak adlandırılması için bir neden yoktur. Kelhur ile Atmalı aşiretleri arasında bir bağ bulunmadığı açıktır. Ayrıca bunların yaşadıkları yere göç sonucu gelmedikleri görülmektedir. Ancak, daha sonraki tarihlerde Kelhur aşiretinden bazıları Musul civarından Anadolu’ya gelmiş olabilirler. Yukarıda 1634 yılında yapılan bir göçten söz edilmektedir. Bununla birlikte, Atmalı aşiretinin Malatya ve Maraş civarındaki varlığı, 1634 tarihinde yaşanmış bir göçe bağlanamaz. Çünkü, 1560 tarihli Malatya ve 1563 yılına ait Maraş tahrir defterlerinde adları geçmektedir. Şayet Şotik (Çobandere) köylülerinin Kelhur aşireti ile bir soy bağı varsa (Ki kendi soylarını onlar daha iyi bilir, öyle diyorlarsa öyle olduğunu kabul etmek gerekir), bu bağın Atmalı aşireti üzerinden değil, muhtemelen evliliklerle kurulan akrabalık ile oluştuğunu düşünmek gerekmektedir. Arguvanlılar’ın; Atmalı atalarının evlilik yoluyla akrabalık bağı kurdukları diğer atalarının kökenleri ile Atmalı kökenlerini karıştırdıkları anlaşılmaktadır. Bunu doğrulayan bir bilgiye internette rastlanmaktadır:
“Ben aslen Tunceliliyim. Avusturalya’da oturuyorum. Sizlerle dedemin babama anlattığı bir olayı paylaşmak istiyorum. Dedem sağlığında Malatya’ya geliyor. Osmanlı zamanında, Yavuz Selim’in sürgün yıllarında Tunceli’den Malatya Arguvan’a 1515’li yıllarda sürgün edilen akrabalarının torunlarını aramak için. Dedem de Kureyşan Ocağından bir Alevi dedesidir. Malatya’ya geliyor, o zamanlar Arguvan’da söz sahibi olan Atmalılar ile tanışıyor. Mustafendi o yıllarda aşiretin ileri geleniymiş, dedemi Şotiğe götürüyor. Dedem de onlara 1515’li yıllarda sürgün gelen akrabalarından Seyid Ali’nin, Oruç Dede’nin isimlerini söylüyor. Mustafendi ve babası, Seyid Ali’yi duymadığını ancak Oruç Dede’nin türbesinin bulunduğunu, bu kişilerin soyundan gelenlerin halen var olduğunu söylüyor. Rahmetli dedemin bize aktardığına göre o soydan Gışto isminde ve Şeho isminde iki kardeş varmış ama onlar da dedelik yapmıyorlarmış. Mustafendi dedeme kendilerine ait bir şecere gösteriyor. Arapça yazılı olan bu secerede Seyid Emir Hasan’dan bahsediliyormuş. Emir Hasan da İmam Zeynel Abidin soyundan gelen bir alevi dedesiymiş. Bu soydan gelen Mustafendi’nin ve babasının dedelik yapmadığını, ağalık yaptığını söylermiş. Ben de 2006 yılında İstanbul’da Bostancı Kültür Merkezi’nde İzzettin Doğan’ın yaptığı İnanç Önderleri Toplantısında almanyada oturan Hakkı Çıplak ile tanıştım. Benim bu yazdıklarımı onunla paylaştığımda aynen tasdikledi. Kendisinin Çıplaklardan olduğunu, adı geçen Emir Hasan soy şeceresinin de kendisinde olduğunu, kendisinin de Almanya’da dedelik yaptığını söyledi. Oruç Dede torunlarından bir gencin de Cem Vakfı’nda dedelik yaptığını söyledi.”(http://www.alevileriz.biz/archive/index.php/t-43147.html)
Aynı sitede bu mesaja şöyle bir cevap verilmektedir:
“Sevgili Yılmaz Can; Seni ve aileni selamlıyor, Ehli Beytin aşkı ile kucaklıyorum. Yazında; Kureyşan Ocağından olan kendi dedenin 1515’li yıllarda Tunceli / Nazimiye’den Malatya / Arguvan’a sürgün edilen akrabalarını aramak için Malatya’ya geldiğini, burada Arguvan’da söz sahibi olan Atma Aşiretinden Mustafendi ile tanıştığını, Mustafendi’nin senin dedeni Şotik köyüne getirdiğini, bu köyde akrabaları olan Gışto ve Şeho’yu bulduğunu söylemektesin.
“Sevgili Yılmaz; bu anlattıkların doğru. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’yu acılara boğduğu zulüm ve sürgün yıllarında; büyük dedem Seyid Ali ve Oruç Dede (Kureyşan Ocağının Aliyan Kolu Evladıdır) ve yakınları Tunceli / Nazimiye / Kureyşan Köyünden, Malatya’ya sürgün edilmişlerdir. Sürgün nedeni ise Şah İsmail’e verilen destektir. Sürgün geldikleri Malatya’da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya’ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar. Çünkü bu aşiret te bir Alevi aşiretidir ve içlerinde Dede soyundan gelenler de vardır. Zaten yukarıdaki yazınızda bunu da belirtmişsiniz.
“Mustafendi dediğimiz kişi hem aşiret ağasıdır hemde bir seyiddir. Çünkü onlar da Seyit Emir Hasan soyundan gelmektedirler. Ancak onlar da dedelik yapmamışlardır. Bugün bu soydan gelen Hakkı Çıplak ile tanıştığınızı söylüyorsunuz. Hakkı Çıplak’ın elinde Seyid Emir Hasan soyundan geldiklerini gösteren bir “Şecere”name vardır.
“Ben de 5 yıldır, özellikle Osmanlı devlet arşivlerinden soyumu takip etmekteyim, bir çok araştırmalar yaptım ve birçok arviş belgelerine ulaştım. Bende de 9 buçuk metre boyunda soyumuza ait “Şecere” bulunmaktadır. Bu şecerede Seyid soyundan geldiğimizi görmekteyim. Bu belgeleri araştırma yapan tüm Kureyşan Ocağı mensuplarıyla paylaşmaya hazırım.
“Dedem Gışto ve kardeşi Şeyho dedelik yapmamışlardır…. Çünkü 1515 ve 2005 yılları arasında dedelik yapmadık. Zaten senin deden köyümüze geldiğinde benim büyük dedemin dedelik yapmadığını biliyoruz.
“Ama kutsal emanet olarak gördüğüm; Seyid Ali ve Kardeşi Oruç Dedenin Tunceli’den beraber getirdiği; atadan babaya saklanarak bize kadar gelen Tarık (kimi yörelerde evliye, kimi yörelerde erkan denir), İmam Hüseyin Tası ve Cem Şamdanı hâlâ evimizde muhafaza edilmektedir. Dedelik yapmamış, dedelik yapmadığı için zamanla Ocakzade olduğu unutulan dedelerim bu emanetleri saklayarak bize kadar ulaştırmaları benim için çok büyük değere haizdir. Çünkü bu emanetler Ocakzade olduğumuzun bir göstergesidir.
“Almanya’da oturan Hakkı Çıplak Dedemiz de bulunan “Şecere”nameyi de bizzat incelemiş bulunmaktayım. İmam Zeynel Abidin soyundan gelen seyid Emir Hasan’a aittir. Kendileri de bu zatın torunlarıdır. Bir Kureyşan Ocağı evladı olarak, sürgünlere uğramış, baskılardan geçmiş, Dedelik hizmetini yapamamış Atalarımın yolunu yeniden 480 sene sonra sürdürmenin tatlı huzurunu yaşıyorum. Sevgili Yılmaz, buraya bana ulaşabileceğin msn adresimi yazıyorum. Deden yıllar önce dedemi aramış, şuan sen de bizi aramaktasın. Seni bulduğum için ben de çok mutluyum. En kısa zamanda buluşmak üzere, sevgiyle kal… sinan.boztepe@hotmail.comSinan Boztepe Dede.”
Burada belirtilen Kureyşan’ın Kureyş kabilesi ile bir ilgisi olduğu düşünülebilir. Aliyan kolu ile de muhtemelen Hz. Ali evladı kastedilmektedir. Mustafendi isimli şahsın hem aşiret (Atmalı) ağası, hem de seyyid (Hz. Ali-Hz. Fatıma soyundan) olduğu belirtiliyor. Ayrıca, “Sürgün geldikleri Malatya’da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya’ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar” denilerek, iki farklı soyun karıştığı anlatılmaktadır.
Bütün bunlardan, Arguvanlılar’ın alevîliğinin, Atmalı kökenlerinden değil, 1515 yılına uzanan bir sürgünle kurulan Dersim bağlantısından (şayet başka bağlantılar yoksa) kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kökenlerini Dersim üzerinden İmam Zeynelabidin’e (Hz. Hüseyin’in oğlu Ali) dayandırmaktadırlar (Zeyn el-âbidîn, “Âbidlerin, ibadet edenlerin süsü” anlamına gelir. Lakaptır). Atmalı aşiretinin bugüne kadar bir seyyidlik iddiasında bulunduğu ve soylarını Hz. Hüseyin’e ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) dayandırdıkları görülmüş değildir. Şayet Atmalı aşiretinde Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uzanan bir soy bağı bulunsaydı, bu nesilden nesile aktarılır ve herkes tarafından bilinirdi. Şotik köylülerinin “seyyidlik” (Soylarının Hz. Ali ve Hz. Fatıma’ya dayanması) gibi Gülhur ya da Kelhur bağlantısının da yine Dersim üzerinden (veya başka bir soy bağı) ile gerçekleştiği sonucuna varmak mümkün görünmektedir. Arguvan’daki Atmalıların alevîliğinin de, kültürel etkileşimin yanı sıra evliliklerle oluşmuş soy bağından (Dersim) kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

4. Vaizoğlu Şirketler Grubu’nun (İMÇ 5. Blok, No. 5611, Kat: 2 Unkapanı-İstanbul) 2004 yılında yayınladığı Muammer Şahin imzalı “Babam” (muammersahin.com/BABAM_kitap.pdf) adlı kitapta (s. 29) şöyle denilmektedir:
“Arapgirli olan merhum Sabri Kelemeroğlu, Arapgir Postası gazetesinde çıkan bir yazısında şöyle demektedir: ‘Arapgir Sancağı’nda köy kuran aşiretler, bir öykü anlatırlar. Bu öykü, Diyarbakır Sancak Beyi ile üç kardeşin hatırası olup, son derece ilginç bir rastlantıdır. Horanlılar, İran Horasan’dan ve Orta Asya’dan gelmişlerdir. Köyün adı Horan’dır. Köyün kuruluş tarihi miladi 1335’tir.’
“Yazarımıza ait, çok değerli kitaplar bulunmaktadır. Sabri Kelemaroğlu mezkur makalesinde Kelağa Hüseyin Efendi, Kelağa Mulla ve Kelağa Velioğlu’na da değinir. Bu araştırmacının Arapgir Postası’nda 1994 yılında yazdığı tarihi vesika, rahmetli babam Vaiz Şahin’in 1973 yılındaki araştırmalarında ne kadar haklı olduğunu ve araştırmalarımızın yüzde yüz doğru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”
Sabri Kelemeroğlu’nun Horan (Horun) köyünün kuruluşu ya da Horan’da yerleşimin başladığı tarih olarak gösterdiği 1335, oldukça önemli bir tarihtir. Çünkü 1335, İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın öldüğü ve Moğollar arasında çıkan iktidar mücadeleleri yüzünden Anadolu üzerindeki hakimiyetlerinin son bulduğu tarihtir. Anadolu Valisi Büyük Şeyh Hasan, bir post kapmak için İlhanlı Devleti’nin merkezine, İran’a gitmiş, yerine naib olarak Eretna’ya bırakmıştır. Daha sonra Eretna bağımsız bir beylik kurmuştur. Dulkadiroğulları Beyliği’nin kuruluş tarihi de 1335’dir. “Türkmenler’in Boz-ok koluna mensup olanları Sivas’ın güney ve güneybatısına akınlar yapmaktaydılar. Nitekim çok geçmeden bu Türkmenler, 1335’de Ebû Said Bahadır Han’ın ölümü ile Moğollar arasında başlayan that mücadelesinden faydalanarak Elbistan yöresinde Dulkadır beyliğini kurmuşlardır.” (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. 10, İstanbul: Çağ Y., s. 114.)
Prof. Dr. Yaşar Yücel ve Prof. Dr. Ali Sevim şöyle demektedirler:
“… Memlüklü sultanı Melikünnasır, Eretna’nın tâbiiyet bağlarını gevşetmesini cezası bırakmamış, Türkmenleri Eretna’nın kontorlündeki toprakların güney sınırlarında mevcut uç şehirlerini yağmaya teşvik etmiştir. Hiç şüphesiz, Memlüklü sultanının kırkırtmaları yanı sıra Türkmenleri asıl harekete geçiren sebepler arasında, başka faktörleri de unutmamak gerekir, yukarıda da söylediğimiz gibi, İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın 1335 yılında ölümü üzerine, Moğollar arasında başlayan iktidar mücadeleleri esnasında Anadolu kontrolsüz kalarak tam bir karışıklık içine düşmüştür. Bu durumdan faydalanmak isteyen Türkmenler de harekete geçmişlerdi. Melikünnasır’ın istekleri sonucu, Bozoklu Türkmenleri de yaşadıkları Halep-Antep kesiminden Maraş-Malatya kesimine geçerek faaliyete başlamışlardı. İşte bu Türkmen beyleri arasında Eretna’yı fazlaca uğraştıran Dulkadırlı Karaca Bey olmuştur. Bu beye Memlüklü sultanı tarafından emîrlik de verilmiştir. Nitekim, Dulkadıroğulları Beyliğinin kurulması da 1335 yıllarına rastlamaktadır. Kaynaklarımızdaki bilgiler de, bu tarihlerde Eretna’nın Türkmenler tarafından sıkıştırıldığını göstermektedir. Nitekim de 1338’de Türkmen beylerinden oluşan bir grup, Eretna’nın tâbi olduğu Darende valise Hadım Mercan’ın kendisini görmek için yanına gelmesinden istifade ederek, Darende’yi ele geçirip Karaca Bey’e teslim etmişlerdi….” (Yaşar Yücel ve Ali Sevim, Türkiye Tarihi, C. 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 263-264.)
O dönemde, Yılmaz Öztuna’nın belirttiği gibi, Kuzey Malatya, Eretna’nın kontrolü altındaydı. (T. Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C. 2, Hayat Yayınları, 1964, s. 183.)
Öte yandan, Larousse’un “Bozok” maddesinde belirtildiğine göre, 1300’lü yılların ortalarında Bozok Türkmenleri hem Dulkadiroğlu Beyliği’ni kurmuş, hem de Yozgat civarına yerleşerek bu bölgenin Bozok adını almasına neden olmuşlardır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “Bozok” maddesinde de, Halep Türkmenlerinin 1300’lü yılların ortalarına doğru Yozgat havalisine yerleştikleri belirtilmektedir.
Şayet Sabri Kelemeroğlu’nun verdiği 1335 tarihi doğruysa, Atmalılar’ın aslında Türkmen oldukları (Bozok/Bozoklu) ve Halep-Antep taraflarından gelmiş bulundukları şeklinde bir tahminde bulunabiliriz. Nitekim bazı Arapgir köyleri, köken olarak Bozoklar’a dayandıklarını belirtmektedirler. Mesela Selamlı köyü sakinleri şöyle demektedirler: “Köyümüzün kurucularının Bozok Türkman Taifesi’nden oldukları anlaşılmaktadır. Bu taifenin (Gençlü-Gencelü Bayadı, Harmandalu Harmandarlar) gibi kollarından oldukları tahmin edilmektedir.” (http://www.selamli.tr.gg/) Ancak, Atmalılar’ın Horan’da ilk kuruluş tarihinden itibaren yaşayıp yaşamadıklarını bilmek mümkün değildir. 1560 yılında Malatya’nın Keder Beyt nahiyesinde ve 1563 yılında Maraş’ın bir mezrasında bulundukları görülmektedir. Fakat konar-göçer toplulukların farklı yerlerde yaşamaları kadar, farklı zamanlarda farklı yerleri kullanıyor olmaları da mümkündür.
Öte yandan, Horan/Horun köyünün Türkler tarafından kurulduğu ileri sürülmektedir: “… Çok seyrek olan Ermeni köylerinin aralarına yeni köyler kuruldu ve bu köylere Türkçe isimler verilerek bozkırlarda meskun hale getirildi. Türkler tarafından kurulan köyler: Onar, Selamlı, Koca, Yabanlı, Tepte, Cücügen, Pekisü, Çiğııir, Eğnir, Kuşçu, Kalınharman, Decde, Kollik Mulla, Zompa, Suceyin, Alolar, Yanıklar, Bedemli, Pal, Esikli, Yılıçlı, Deregen, Deregezen, Horan, Hacıuşağı, İspauşağı, Saracık, Bostancık …  köyleri sayılabilir.” (http://stu.inonu.edu.tr/~tionar/arapgir.html)
Her halükârda 1335 yılı civarı, büyük siyasal ve sosyal çalkantı, kargaşa ve hareketliliklerin yaşandığı, Anadolu’da yeni bir dönemin başladığı bir tarihtir. Horan’da bu dönemde yerleşimin başlamış olması akla yatkındır. Ayrıca bu dönemde göç hareketleri Kürtler değil Türkler arasında görülüyordu.